Türkiye 2018 Raporu’nun Temel Bulguları


Avrupa Komisyonu – Özet Bilgi
Brüksel, 17 Nisan 2018

Türkiye 2018 Raporu’nun Temel Bulguları

Siyasi kriterler
Türkiye için genel olarak travmatik bir dönemde, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen ve hükümet tarafından darbe girişimden sorumlu terör örgütü olarak kabul edilen Gülen hareketini ortadan kaldırmak ve aynı zamanda Türkiye’de birbiri ardına gelen saldırılar karşısında terörle mücadeleyi desteklemek amacını taşıyan olağanüstü hâl halen yürürlüktedir.
Darbe girişimini derhal ve güçlü bir şekilde kınamış olan AB, ülkenin demokratik kurumlarına tam desteğini yinelemiş ve Türkiye’nin böyle ciddi bir tehdit karşısında vakit kaybetmeden ve orantılı biçimde harekete geçmesinin meşru bir gereklilik olduğunu teslim etmiştir. Ancak, darbe teşebbüsünün ardından olağanüstü hâl altında alınan, çok sayıdaki ihraç, tutuklama ve gözaltı işlemleri gibi tedbirlerin geniş kapsamı, toplu ve orantısız biçimde uygulanması ciddi endişe kaynağı olmayı sürdürmektedir. Türkiye, olağanüstü hali vakit kaybetmeden kaldırmalıdır.
Olağanüstü hâl yönetimi altında bugüne dek çıkarılmış olan 31 kanun hükmünde kararnamenin ciddi noksanlıkları söz konusudur. Bu kararnameler meclisin titiz ve etkin denetimine tabi tutulmamıştır. Sonuç olarak, kanun hükmünde kararnameler uzun bir süre yargı denetimine açık olmamıştır ve henüz Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bir karara tabi değildir. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılmış olan kanun hükmünde kararnameler, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve usul hakları dahil olmak üzere, belirli sivil ve siyasi hakları önemli ölçüde kısıtlamıştır. Bu kararnamelerle aynı zamanda, kilit önemdeki bazı mevzuatta olağanüstü hâl kaldırıldıktan sonra da etkisi sürecek değişiklikler yapılmıştır.
Olağanüstü halin ilanından bu yana 150.000’den fazla kişi göz altına alınmış, 78.000 kişi tutuklanmış ve 110.000’den fazla memur ihraç edilmiştir. Yetkililere göre, 3.600’ü kararnameler yoluyla olmak üzere, bunların yaklaşık 40.000’ine görevleri iade edilmiştir.
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuş ve bu Komisyon toplamda yaklaşık 107.000 itiraz başvurusu almıştır. Bu Komisyon ancak Aralık 2017’de karar almaya başlayabilmiş ve bu zamana kadar yalnızca az sayıdaki başvuru sahibine telafi ve tazminat sağlamıştır. Komisyon’un kararları yargı denetimine açıktır. Ancak, olağanüstü hâl altında alınan tedbirlerden haksız şekilde etkilenenler için etkili ve şeffaf bir hukuk yolu haline gelebilmesi için halen geliştirilmesi gerekmektedir.

İnceleme Komisyonu’nun ötesinde, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bağlamında etkili iç hukuk yolları sağlaması yönündeki kapasitesi, bir dizi talihsiz karar sebebiyle daha da zedelenmiştir. Bu olayların bir tanesinde alt mahkeme simgesel önemi olan bir davada Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara uymayı reddetmiş; Anayasa Mahkemesi’nin davalılardan biri hakkında müteakiben verdiği karara nihayetinde bir alt mahkeme tarafından riayet edilmiştir. İnsan Hakları Savunucuları dahil olmak üzere, önde gelen davalılar lehine verilmiş olan birçok mahkeme kararı, bazı durumlarda yürütmeden gelen yorumların ardından, başka ve hatta bazen aynı mahkeme tarafından hızla bozulmuştur.
Avrupa Konseyi ve kurumlarının kilit tavsiyeleri Türkiye tarafından halen yerine getirilmemiştir. Görevi kötüye kullanma iddialarının şeffaf usullerle ve münferiden tesis edilmesi gerekmektedir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği; kuvvetler ayrılığı ilkesine tam riayet, yargının tam bağımsızlığı ve her bireyin adil yargılanma hakkı ile tesis edilebilir. Türkiye, olağanüstü hali vakit kaybetmeden kaldırmalıdır.

Siyasi kriterlerle ilgili olarak, Nisan 2017’de Türkiye’de bir referandum gerçekleşmiş ve referandum sonucunda başkanlık sistemini getiren anayasa değişiklikleri az bir farkla kabul edilmiştir. Venedik Komisyonu, değişikliklerin yeterince denge ve denetim barındırmadığı ve aynı zamanda yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığını tehlikeye attığı şeklinde değerlendirmede bulunmuştur. Referandumun kendisi ise olağanüstü halin genel olarak olumsuz etkisi, kampanyanın iki tarafının ‘eşit koşullara tabi olmaması’’ ve seçim dürüstlüğü için gerekli güvencelerin aşındığına dair ciddi endişe yaratmıştır.
Olağanüstü hâl altında, meclisin yasama erki olarak temel işlevi kısıtlanmış, hükümet, olağan yasama usulü altında düzenlenmesi gereken hususlar hakkında da olağanüstü, ‘kanun hükmünde’ kararnamelerle düzenlemeler yapmıştır. Ülkede git gide kötüleşmekte olan siyasi ayrışmalarla beraber, siyasi partiler arasındaki diyalog zemini Mecliste de daha çok daralmıştır. Mayıs 2016’da milletvekili dokunulmazlıklarının bir kerelik kaldırılmasını takiben, muhalefet partisi HDP’nin pek çok milletvekili tutuklanmış ve altısı milletvekilliğinden ihraç edilmiştir.

Olağanüstü hâl kararnameleri vasıtasıyla Cumhurbaşkanlığı’na aktarılan pek çok yetki sebebiyle Cumhurbaşkanı’nın yürütme üzerindeki rolü artmıştır. Belediye başkanlarının ve seçilmiş temsilcilerin yerine kayyumların atanması yerel demokrasinin önemli ölçüde zayıflamasına yol açmıştır.

Sivil toplum, bilhassa aralarında insan hakları savunucularının da bulunduğu çok sayıda aktivistin tutuklanması ve gösteri ve diğer türlü toplanmaların tekrarlayan biçimde yasaklanması karşısında giderek artan bir biçimde baskı altına girmiştir. Söz konusu durum, temel haklar ve özgürlükler alanının hızla daralmasına sebebiyet vermiştir. Pek çok hak temelli örgüt olağanüstü hâl kapsamında alınan tedbirlerin parçası olarak kapalı kalmaya devam etmiştir ve el koymalara dair etkili bir hukuk yolu mevcut değildir.
Hükümet, sivil-asker ilişkilerini düzenleyen yasal çerçeveyi gözden geçirmiş ve yürütmenin askeriye üzerindeki yetkilerini önemli ölçüde artırarak sivil denetimi güçlendirmiştir. Anayasa değişikliklerinin parçası olarak, yüksek askeri mahkemeler etkili şekilde ilga edilmiştir. Askeriye ve istihbarat birimleri mecliste halen yeterince hesap verebilirliğe tabi değildir.
Güneydoğudaki durum ülkenin karşı karşıya olduğu en ağır zorluklardan biri olmaya devam etmektedir. Kötüleşen güvenlik koşulları kısmen kırsal alanlara kaymıştır. Halihazırda AB’nin terör eylemlerine katılmış kişiler, gruplar veya yapılar listesinde bulunan Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) devam eden şiddet eylemlerine karşı hükümetin güvenlik operasyonlarını sürdürme taahhüdü, bölgedeki durumu belirleyici olmaya devam etmiştir. Terörle mücadele hükümetin meşru hakkı olmakla beraber hükümet aynı zamanda insan hakları, hukukun üstünlüğü ve orantılı güç kullanımını sağlamaktan sorumludur. Hükümetin güneydoğudaki tahrip olmuş alanların yeniden yapılandırılması için geliştirdiği yatırım planı binlerce konutun halihazırda devam etmekte olan inşasını sağlamış fakat yerlerinden olmuş kimselerin yalnızca pek azı bu zamana dek tazminat almıştır. Barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüm elde etmek için gerekli olan güvenilir bir siyasi sürecin yeniden başlatılmasına dair herhangi bir gelişme gerçekleşmemiştir.
Türkiye, daha açık bir idareye ve e-devlet kullanımına olan güçlü bağlılığıyla kamu yönetimi reformu alanında kısmen hazırlıklıdır. Ancak, kamu hizmetleri ve insan kaynakları yönetimi alanı ve idari yargıya başvurma hakkı ve tazminat hakkına dair idarenin hesap verebilirliği alanında ciddi gerileme gerçekleşmiştir. Büyük çaplı ihraçlar için şeffaf ve etkili bir hukuk yolunun sağlanmasına halen ihtiyaç bulunmaktadır.

Türkiye’nin yargı sistemine dair hazırlıklar başlangıç aşamasındadır. Özellikle yargının bağımsızlığı konusunda geçen yıl ciddi gerileme yaşanmıştır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu (HSK) düzenleyen Anayasa değişiklikleri yürürlüğe girmiş ve HSK’nın yürütmeden bağımsızlığını daha fazla zedelemiştir. HSK, büyük çaplı açığa almalara ve hâkim ve savcıların görev yerlerini değiştirmeye devam etmiştir. Hâkim ve savcıların işe alım ve terfileriyle ilgili tarafsız, liyakate dayalı, yeknesak ve önceden tespit edilmiş kriterlerin bulunmamasıyla ilgili endişeleri gidermek adına herhangi bir çaba gösterilmemiştir.

Türkiye’deki yasal çerçeve insan hakları ve temel haklara saygıya dair genel güvenceler içermektedir fakat bunlar olağanüstü hâl döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ile daha fazla zayıflamış ve zarar görmüştür. Türkiye’nin hazırlıklarının başlangıç düzeyinde olduğu bir alan olan ifade özgürlüğünde ciddi gerileme devam etmiştir. Olağanüstü hâl altında alınan tedbirlerin kapsamı zaman içerisinde, orantılılık ilkesiyle çelişir biçimde, medya, akademi ve başka alanlardaki pek çok muhalif sesi kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Gazeteciler (150’den fazlasının tutukluluk hali devam etmektedir), insan hakları savunucuları, yazarlar ve sosyal medya kullanıcıları aleyhine açılmış ceza davaları, basın kartlarının geri çekilmesi ve aynı zamanda çok sayıda medya kuruluşunun kapatılması ve bunların yönetilmesi için hükümet tarafından kayyumların atanması ciddi endişe kaynağıdır ve çoğunlukla hukukun, bilhassa ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye dair hükümlerin, seçici ve keyfi uygulanmasına bağlıdır. İnternet Kanunu ve genel yasal çerçeve, uygun olmayan biçimde geniş nedenlere dayanarak, yürütmenin mahkeme kararı olmaksızın çevrimiçi içerikleri engellemesine izin vermeye devam etmektedir. Ayrıca, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, usul ve mülkiyet hakları alanlarında da ciddi bir gerileme yaşanmıştır. Toplanma özgürlüğü, kanunda ve uygulamada aşırı kısıtlanmaya devam etmektedir. Aynı zamanda, kötü muamele ve işkence iddialarının artış göstermiş olduğu bir bağlam içerisinde, olağanüstü hâl yönetimi altında alınmış olan tedbirler tutukluları istismardan koruyan önemli güvenceleri kaldırmış ve bu şekilde cezasızlık riskini artırmıştır. Olağanüstü hâl kararnameleri, savunma hakları dahil usul haklarına ek kısıtlamalar getirmiştir. İnsan hakları ve özgürlüklerden sorumlu olan kamu kurumlarının parçalı yapısı ve sınırlı yetkileri ve bağımsız bir yargının eksikliği hakların uygulanmasını sekteye uğratmaktadır. Aşırı yoksulluk ve temel gerekliliklerini karşılayamama Roman hane halkları arasında yaygın olmaya devam etmektedir. En kırılgan grupların ve azınlıklara mensup kişilerin hakları yeterince korunmalıdır. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık, azınlıklara karşı nefret söylemi, nefret suçu ve LGBTI kişilerin insan haklarının ihlali halen ciddi endişe konusudur. 

 

Ülkenin, ilerlemenin kaydedilmediği, yolsuzlukla mücadele alanında belli bir düzeyde hazırlığı söz konusudur. Yasal ve kurumsal çerçevenin uluslararası standartlarla daha fazla uyumlulaştırılması gerekmektedir ve kamuoyunca yakından takip edilen yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturulmasında yürütmenin usule aykırı etki etmesine izin vermeye devam etmektedir. Özellikle üst düzey yolsuzluk davalarıyla ilgili olmak üzere, Türkiye’nin yolsuzluk davalarında soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyet performansı zayıf kalmıştır. Kamu kurumlarının çalışmalarında hesap verebilirlik ve şeffaflığı artırma yolunda ilerleme kaydedilmiştir. Yolsuzlukla kararlı şekilde mücadele edilebilmesi için partiler arası kapsamlı bir fikir birliği ve güçlü siyasi irade gerekmektedir. Türkiye’nin halen Avrupa Konseyi’nin Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun neredeyse tüm tavsiyelerini yerine getirmesi gerekmektedir. Yolsuzluk pek çok alanda yaygın olmaya ve ciddi bir sorun teşkil etmeye devam etmektedir. Yolsuzluk algısı da yüksek kalmaya devam etmektedir.

Türkiye, organize suçlarla mücadele alanında belirli bir düzeyde hazırlık sağlamıştır ve yeni bir stratejinin kabulü ve kurumsal kapasitesinin iyileştirilmesi sayesinde belli bir ilerleme sağlanmıştır. Türkiye’nin siber suçlar, mal varlıklarına el koyma ve tanık korumaya dair mevzuatını iyileştirmesi gerekmektedir. Veri koruma mevzuatı halihazırda mevcuttur fakat henüz Avrupa standartlarıyla uyum içerisinde değildir. Mali soruşturmalar yeterince kullanılmamaya devam etmektedir. Mal varlıklarının ihtiyaten dondurulmasına nadiren başvurulmaktadır ve el konulan mal varlıklarının miktarı azdır. Terörle mücadeleye ilişkin olarak, terörizmin finansmanı konusunda kapsamlı bir yasal çerçeve mevcuttur. Hem Türk Ceza Kanunu hem de Terörle Mücadele Kanunu’nun AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Uygulamada orantılılık ilkesine riayet edilmelidir.

Türkiye, göç ve iltica politikası alanında iyi ilerleme sağlamış ve Doğu Akdeniz rotasında göç hareketlerinin etkili şekilde yönetimine dair Mart 2016 AB-Türkiye Bildirisinin uygulanmasına bağlılığını sürdürmüştür. Vize Serbestisi Yol Haritası’nın uygulanmasına istinaden, Türkiye Şubat ayı başında Avrupa Komisyonu’na Türkiye’nin karşılanmamış yedi vize serbestisi kriterini nasıl karşılayacağını açıklayan bir çalışma planı sunmuştur. Komisyon halihazırda Türkiye’nin önerilerini değerlendirmektedir ve Türk mevkidaşlarla istişareler devam edecektir.

Bölgesel işbirliği, uluslararası yükümlülükler ve Üye Devletlerle ilişkiler ile ilgili olarak, Türkiye, Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik olarak iki topluluğun liderleri arasında yapılan görüşmelere ve BM Genel Sekreteri ve onun Özel Danışmanı’nın çabalarına yönelik desteğini ifade etmiştir. Ocak 2017’de Cenevre’de ve Temmuz 2017’de Crans-Montana’da gerçekleşen konferanslar bir anlaşma sağlanamadan sona ermiştir. Türkiye, Ortaklık Anlaşması’na Ek Protokol’ü tam olarak ve ayrım yapmaksızın uygulama yükümlülüğünü hala yerine getirmemiş olup, Kıbrıs ile doğrudan taşımacılık bağlantılarındaki kısıtlamalar da dâhil, malların serbest dolaşımı önündeki tüm engelleri kaldırmamıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmemiştir. Aralık 2006’da Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilen ve AB Zirvesi’nde onaylanan Türkiye’ye ilişkin sonuçlar hâlâ yürürlüktedir. Söz konusu kararlar, Türkiye’nin Ortaklık Anlaşması’na Ek Protokol’ü̈ tamamen uyguladığı Komisyon tarafından teyit edilinceye kadar, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik kısıtlamalarıyla bağlantılı sekiz fasılda müzakerelerin açılmamasını ve hiçbir faslın geçici olarak kapatılmamasını şart koşmaktadır.

Göç konusunda Yunanistan ve Bulgaristan ile işbirliği yoğunlaşmıştır. Ancak, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’deki gerilimler iyi komşuluk ilişkileri açısından faydalı olmamış ve bölgesel istikrar ve güvenliği zedelemiştir. Bazen rencide edici ve kabul edilemez söylemlerin dile getirilmesi de dahil olmak üzere, bazı AB Üye Devletleri ile ikili ilişkiler kötüleşmiştir. Mart 2018’de, AB Zirvesi Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’nde süregelen yasadışı eylemlerini güçlü bir şekilde kınamış ve Türkiye’nin uluslararası hukuka ve iyi komşuluk ilişkilerine riayet etme ve tüm AB Üye Devletleriyle ilişkilerini normalleştirmeye yönelik yükümlüğünü hatırlatmıştır. AB Zirvesi, iki Yunan askeri de dahil olmak üzere, AB vatandaşlarının Türkiye’de devam etmekte olan tutukluluk hallerine dair derin kaygılarını ifade etmiş ve bu meselelerin Üye Devletlerle diyalog içerisinde hızlı ve olumlu bir şekilde çözüme kavuşturulması için çağrıda bulunmuştur.

Türkiye’nin kesin surette, gerekirse Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmak suretiyle, BM Şartı’yla uyumlu olarak, iyi komşuluk ilişkilerine, uluslararası anlaşmalara ve sorunların barışçıl şekilde çözümüne bağlı kalması gerekmektedir. Bu bağlamda, AB ciddi endişelerini ifade ederek, Türkiye’ye, bir üye devlete yöneltilen her türlü tehdit veya eylemden ya da iyi komşuluk ilişkilerine ve sorunların barışçıl şekilde çözümüne zarar veren sürtüşme nedenlerinden veya eylemlerden kaçınma çağrısında bulunmuştur.  
Ekonomik kriterler
Türkiye ekonomisi gelişmiş bir ekonomidir ve işleyen bir piyasa ekonomisi olarak nitelendirilebilir. Hükümetin uyarıcı tedbirleriyle desteklenen ekonomi, 2016’daki darbe girişiminin ardından gözlemlenen daralmanın üstesinden gelmiş ve 2017’de güçlü bir büyüme elde etmiştir. Ancak, yüksek büyüme oranlarına önemli makroekonomik dengesizlikler eşlik etmektedir. Cari işlemler açığı halen yüksektir ve 2017’in sonuna doğru artış göstermiştir; bu da ülkeyi sermaye girişlerine bağlı ve dış şoklara karşı kırılgan hale getirmektedir. 2017’de enflasyon çift haneli oranlara (%11,1) ulaşmış ve Türk lirası değer kaybını sürdürmüştür; bu da para politikası alanında karar alıcıların fiyat istikrarına bağlılık derecelerine dair endişelerin gündeme gelmesine sebep olmuştur. Ekonomik alanda devlet kontrolünü artırma eğilimi ve şirketler, iş adamları ve siyasi rakipler ve onların şirketlerini hedef alan eylemler iş ortamına zarar vermiştir. Yüksek kayıt dışılık düzeyi, Türkiye ekonomisinin karakteristik bir özelliği olmayı sürdürmektedir. Genel olarak, bu alanda gerileme meydana gelmiştir.

Türkiye, AB içindeki rekabet baskıları ve piyasa güçleri ile baş edebilme konusunda bazı ilerlemeler kaydetmiştir ve iyi düzeyde bir hazırlığı söz konusudur. Türkiye, gerek ticaret gerekse yatırım bakımında AB pazarı ile ileri düzeyde bütünleşmiştir. Özellikle gaz piyasasında olmak üzere, enerji sektöründe ve Ar&Ge harcamalarının artırılmasında bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak, eğitim kalitesi konusunda önemli sorunlar devam etmektedir. Devlet desteklerinde şeffaflığın artırılmasına yönelik ilerleme kaydedilmemiştir.
AB mevzuatı

Her ne kadar sınırlı bir hızla da olsa, Türkiye AB müktesebatına uyum sağlamaya devam etmiştir. Bilgi toplumu, sosyal politika ve istihdam ve dış ilişkiler alanlarında bir dizi temel hususla ilgili olarak daha fazla sayıda gerileme gerçekleşmiştir. Türkiye, şirketler hukuku, Trans-Avrupa ağları, bilim ve araştırma alanlarında çok ileri düzeydedir; malların serbest dolaşımı, fikri mülkiyet hukuku, mali hizmetler, işletme ve sanayi politikası, tüketici ve sağlığın korunması, gümrük birliği ve mali kontrol alanlarında iyi düzeyde hazırlıklıdır. Türkiye, kamu alımları konusunda, uyuma ilişkin önemli boşluklar söz konusu olması nedeniyle, ancak kısmen hazırlıklı durumdadır. Türkiye ayrıca, tüm alanlarında daha fazla çabaya ihtiyaç duyulan istatistik ve taşımacılık politikası fasıllarında kısmen hazırlıklı durumdadır. Türkiye, daha kapsamlı ve iyi koordine edilmiş çevre ve iklim politikalarının oluşturulmasına ve uygulanmasına hâlâ ihtiyaç bulunan çevre ve iklim değişikliği alanında belirli düzeyde hazırlıklıdır. AB müktesebatı ile mevzuat uyumunun sağlanması için pek çok alanda kayda değer ilerleme sağlanmasına ihtiyaç duyulmakta birlikte, tüm alanlarda mevzuatın uygulanmasına daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.

 

Önemli tarihler
Eylül 1959: Türkiye ortak üyelik için Avrupa Ekonomik Topluluğuna başvuruda bulundu (AET)
Eylül 1963: Ekonomik işbirliğinin arttırılmasını ve Türkiye ile AET arasında Gümrük Birliği yapılmasını amaçlayan Ortaklık Anlaşması imzalandı
Nisan 1987: Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğuna üyelik için resmi başvuruda bulundu
Ocak 1995: Türkiye ve AB arasındaki anlaşma ile gümrük birliği oluşturuldu
Aralık 1999: Türkiye, AB Konseyi tarafından aday ülke olarak tanındı
Aralık 2004: AB Konseyi Türkiye ile katılım müzakereleri başlatma kararı aldı
Ekim 2005: Katılım müzakereleri başlatıldı
Aralık 2006: Konsey, Türkiye Ortaklık Anlaşması’na ek protokolü eksiksiz ve ayırım gözetmeden uygulama yükümlülüğünü yerine getirinceye kadar, 8 müzakere başlığının açılamayacağına ve hiçbir başlığın kapatılamayacağına karar verdi

Mayıs 2012: Avrupa Komisyonu ve Türkiye Pozitif gündemi uygulamaya koydu
Kasım 2013: Bölgesel Politika ver yapısal araçların koordinasyonu konusundaki 22. Başlık müzakerelere açılan 14. fasıl oldu
Aralık 2013: Vize serbestisi diyaloğunun başlatılmasına paralel olarak, AB ve Türkiye arasında Geri Kabul Anlaşması imzalandı
Ekim 2014: AB ve Türkiye arasında Geri Kabul anlaşması yürürlüğe girdi.
Mart 2015: Avrupa Komisyonu ve Türkiye üst düzey enerji diyaloğunu başlattı
Mayıs 2015: Avrupa Komisyonu ve Türkiye 20 yıllık Gümrük Birliği Anlaşmasını modernleştirme ve AB-Türkiye arasındaki ikili ticaret ilişkilerini geliştirme kararı aldı

Kasım 2015: AB-Türkiye Liderler Toplantısı kapsamında iki taraf, Türkiye’den AB’ye yönelik düzensiz göçün sona erdirilmesi amacıyla bir Ortak Eylem Planının, AB standartları ve uluslararası standartlar ile tam uyum içerisinde, uygulamaya konulması hususunda mutabık kaldı

Aralık 2015: Ekonomik ve parasal politika konusundaki 17. Başlık müzakerelere açıldı
Ocak 2016: AB-Türkiye üst düzey siyasi diyalog ve üst düzey enerji diyaloğu toplantıları gerçekleştirildi

 

Mart 2016: AB ve Türkiye, Kasım 2015 tarihli Ortak Eylem Planı doğrultusunda ortak bir Bildiri üzerinde anlaşmaya vardı

Nisan 2016: Birinci AB-Türkiye üst düzey ekonomik diyalog toplantısı gerçekleştirildi; 18 Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Bildirisi’nin uygulanmasına ilişkin ilk Rapor yayınlandı.

Mayıs 2016: Vize serbestisi yol haritasında belirtilen koşulların Türkiye tarafından karşılanmasını değerlendiren üçünü İlerleme Raporu yayımlandı

Haziran 2016: Mali ve bütçesel hükümler konusundaki 33. Başlık müzakerelere açılan 16. fasıl oldu
Eylül 2016: AB-Türkiye üst düzey siyasi diyalog toplantısı gerçekleştirildi.
Aralık 2016: Komisyon, Türkiye ile Gümrük Birliği’nin modernleştirilmesine ilişkin  müzakerelerin başlatılması konusunda bir teklif kabul etti.
Mayıs 2017: Brüksel’de liderler toplantısı yapıldı.
Temmuz 2017:  AB-Türkiye üst düzey siyasi diyalog toplantısı gerçekleştirildi.
Kasım 2017: Birinci AB-Türkiye üst düzey taşımacılık diyaloğu gerçekleştirildi.
Aralık 2017: AB-Türkiye üst düzey ekonomik diyalog toplantısı gerçekleştirildi.
Mart 2018: Varna, Bulgaristan’da liderler toplantısı gerçekleştirildi.

Ayrıntılı bilgi için bakınız:

https://ec.europa.eu/neighbourhood-enlargement/sites/near/files/20180417-turkey-report.pdf

http://ec.europa.eu/enlargement/countries/package/index_en.htm

 

Kaynak: Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu