BM iklim değişikliği konferansı, Bonn – Sorular ve Cevaplar


 

1. Neden yeni bir iklim değişikliği konferansı?

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC [1]) ve Kyoto Protokolüne [2] taraf olan ülkeler, yılda bir defa üst düzey katılımla bir araya gelerek uluslararası iklim eylemlerinde ilerleme sağlamak üzere atılacak adımları ele almakta ve bulunulan taahhütlerin yerine getirilmesini teminen bir dizi karar kabul etmektedirler. Bu yıl taraflar tarihi Paris Anlaşması’nın önemli unsurlarını ele alacak ve 2020’ye kadarki planları uygulamaya sokacaklardır.

Bu yılki konferans, 6 – 17 Kasım günlerinde Almanya’nın Bonn kentinde, Fiji Hükümeti başkanlığında gerçekleştirilecektir. Bu itibarla konferans, UNFCCC’nin 23üncü ‘Taraflar Konferansı’ (COP 23), Kyoto Protokolü’nün 13üncü ‘Taraflar Toplantısı olarak Taraflar Konferansı (Conference of the Parties serving as the Meeting of the Parties)’ (CMP 13) ve ‘Paris Anlaşması’na Taraf olan ülkelerin Taraflar Toplantısı olarak Taraflar Konferansı’nın (Conference of the Parties serving as the meeting of the Parties to the Paris Agreement)’ (CMA 1.2) da ilk oturumunun ikinci kısmı niteliğinde olacaktır.  

Aralık 2015’te 195 ülke, dünyanın hukuki bağlayıcılığı olan ilk evrensel iklim anlaşması olan Paris İlkim Değişikliği Anlaşması’nı kabul etmiştir. Bu anlaşma küresel ısınmayı, sanayileşme öncesi dönemdeki seviyenin 2oC’nin altında sınırlayarak ve sıcaklık artışını da 1.5oC’nin altında tutmaya yönelik çaba sarf ederek, tehlikeli boyuttaki iklim değişikliğini önlemek üzere dünyayı tekrar doğru gidişata sokacak küresel bir eylem planı belirlemektedir.

Paris Anlaşması bir yıldan biraz uzun bir süre önce, AB tarafından onaylanmasından 30 gün sonra, yürürlük kazanması için gerekli olan yasal süreyi geçerek 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  UNFCCC’ye taraf olan 195 ülke anlaşmayı imzalamış ve 169 ülke de onama sürecini tamamlamıştır.

2. COP23’ten beklentiler nelerdir?

COP23’te, Paris Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin (Paris çalışma programı) teknik kurallar ve yol gösterici ilkelerin geliştirilmesi anlamında, ciddi ilerlemelerin kaydedildiği bir konferans olması beklenmektedir. Bonn’da kaydedilecek somut ilerlemeler, öngörüldüğü üzere önümüzdeki yıl Polonya’nın Katowice kentine düzenlenecek olan (COP24)’te Paris çalışma programının kabul açısından büyük önem arz etmektedir.

AB COP23’ün bizleri kavramsal aşamadan, yetki verilen tüm konularla ilgili olarak taslak karar metni veya benzeri metni unsurlara tekabül edecek somut ilerleme aşamasına taşımasını beklemektedir. Buna, kalkınmakta olan ülkeler için finansman erişimine dönük somut adımlar ile yine kalkınmakta olan ülkelerde iklim planlarının uygulanmasında gerek duyulan beceri ve süreçlerin güçlendirilmesi de dâhildir. Bununla birlikte, taraflarca ulusal düzeyde sağlanan katkıların (NDCs- nationally determined contributions) adım adım güncellenmesine yönelik mekanizmayla birlikte tarafların, uzun vadeli hedefler doğrultusunda kaydettikleri ilerlemeleri izleyebilmek maksadıyla, ortak şeffaflık ve hesap verebilirlik sisteminde de ilerleme kaydedilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

COP23 ayrıca 2018’de yapılacak olan ‘kolaylaştırıcı diyalog’un tasarımı ve hazırlıklarıyla ilgili olarak da bir takım konulara açıklık getirecektir. Bu seneki konferansta bu husus, sona erecek Fas ve yeni başlayacak Fiji COP başkanlıklarından beklenen net bir adımdır. Kolaylaştırıcı diyalog, iklim biliminde meydana gelen en son gelişmeler ışığında tarafların Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda hep birlikte kaydettikleri ilerlemeyi değerlendirecekleri ve 2020’den önce, NDC’lerin hazırlanması ve güncellenmesi ile ilgili bilgi paylaşımında bulunabilecekleri ilk fırsat olacaktır. Bu haliyle de iklim müzakerelerinde ve özellikle de “şu anda neredeyiz?”, “nerede olmamız gerekiyor?” ve “olmamız gereken noktaya nasıl varırız?” sorularına cevap açısından bir sonraki en önemli siyasi dönüm noktasını temsil etmektedir. 

Resmi COP23 müzakerelerinin yanı sıra Bonn konferansı, 2020 öncesinde farklı yelpazeden paydaşların iklim eylemlerinde sürekliliğin sağlanması için siyasi ivmenin korunması konusuna da güçlü bir şekilde odaklanacaktır. Konferans, ilgili paydaşların bilgi paylaşımında bulunabileceği, yeni işbirliklerinin geliştirileceği ve –en önemlisi– iklim değişikliği ve iklim değişikliğinin üstesinden gelmede kullanılabilecek çözümler konusunda farkındalığın yaratılacağı bir ortam sağlayacaktır. İklim eylemine hız kazandıracak üst düzey katılımlı bir etkinlik de –Aralık 2015’te imzalanan Paris Anlaşmasından bu yana, uygulamada kat edilen yolu gösteren tematik etkinlikler– 13-15 Kasım günlerinde düzenlenecektir.

Bonn konferansı marjında AB, zengin bir yan etkinlik listesi de sunmaktadır programme of side events: AB çadırı, iki hafta boyunca 100’den fazla etkinliğe ev sahipliği yapacaktır.

3. 1.5 derece akılda tutulduğunda, Paris Anlaşması sıcaklık artışının 2 derece altında tutulmasını sağlayabilecek mi? 

Paris Anlaşması’nın uzun vadeli hedeflerine ulaşabilmek için taraf ülkeler salınımı azaltma hedeflerini düzenli olarak ayarlayacak veya güncelleyecektir. 2015 Paris konferansı öncesinde, neredeyse tüm taraf ülkeler, 5 ila 10 yıllık periyotları kapsayan ve 2020’de başlayan INDC’lerini (‘intended nationally determined contributions’-tespit edilen hedef ulusal katkılar) sunmuşlardı.

Bugüne kadar 193 ülkece iletilmiş olan bu iklim eylem planları, küresel çevreye iklim değişikliğinin sebep olduğu tehlikeli değişim riskini ciddi oranda azaltacaktır – ancak, şu anki halleriyle [bu planlar], 2°C’nin altında kalma yönündeki iddialı hedefin yakalanması için yetersiz kalmaktadırlar.

Bu durumu öngörmüş olan Paris Anlaşması’nda, bir de hedef döngüsüne (ambition cycle) yer verilmiştir  – bunlar, tarafların verdiği sözleri [gerçekleştirme doğrultusunda attıkları adımları] düzenli olarak güçlendirmelerini sağlamak üzere tasarlanmış bir dizi hedef, tarih ve değerlendirmeden oluşmaktadır.

2023’ten itibaren hükümetler beş yılda bir bir araya gelerek, en son bilimsel gelişmeler ile uygulamada kaydedilen ilerlemeler ışığında genel bir değerlendirmede bulunacaklardır. Bu değerlendirmelerde, 2°C’nin altında kalma ve 1.5°C azami artışı hedefi doğrultusunda birlikte kaydedilen başarılar ile halen yapılması gerekenler konusunda tarafların istekliliğini ve kararlılığını arttıracak bağlamlar tespit edilecektir. 

2018’de yapılacak olan kolaylaştırıcı diyalogda, ortak çabaların bir değerlendirmesi ve daha iddialı katkılar doğrultusundaki hazırlıklar hakkında bilgilendirme yapılacaktır. Bu diyalog, 2025 hedefi olan taraf ülkeler açısından özel bir önem taşımaktadır; çünkü bu ülkelerden, 2030 hedeflerini 2020 itibariyle ortaya koymaları beklenmektedir.

İklim Değişikliği Hükümetler Arası Paneli 2018 yılında, küresel sıcaklığın 2°C artması ile 1.5°C artması arasında ne gibi farklar doğacağına dair özel bir rapor yayımlayacaktır. Kuvvetli bilimsel verilere dayalı olacak bu rapor, azami 1.5°C artış hedefinin sağlanması için gereken adımların yanı sıra, [bu hedefe ulaşılması halinde] azalan riskleri ve önüne geçilen olumsuz etkileri göstermesi bakımından çok önemli bir dönüm noktası teşkil edecektir.  

4. Paris Anlaşması 2020’den önce AB’nin kalkınmakta olan ülkelerin iklim finansmanına katkısı bakımından ne anlama geliyor? 

2009 yılında Kopenhag’da düzenlenen BM iklim konferansında kalkınmış ülkeler 2020’ye kadar, farklı kaynaklardan, anlamlı bir azaltım eylemi ve uygulamanın şeffaflığı çerçevesinde,  iklim finansmanına yılda 100 milyar Dolar katkıda bulunacaklarına dair ortak bir taahhütte bulunmuştur. 2015 yılında Paris’te, AB ve diğer kalkınmış ülkeler, kalkınmakta olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesine mali kaynak sağlamayı sürdürmeyi taahhüt etmiştir.      

AB ile Üye Devletler, 2014 yılında 14.5 milyar Avro, 2015 yılında 17.6 milyar Avro ve 2016 yılında 20.2 milyar Avro’yu bulan iklim finansmanıyla, kalkınmakta olan ülkelere iklim finansmanı sağlayan en büyük donörler olmuştur. Bu durum AB’nin 100 milyar Dolar tutarındaki taahhütten payına düşeni yerine getirme kararlılığını göstermektedir.  

Paris Anlaşması 100 milyar Dolar hedefine ulaşmak üzere “somut bir yol haritası” çağrısında bulunmuş olup 2016 yılında donör toplumlar tarafından hazırlanan İklim Finansmanı Yol Haritası [3] bu iddialı hedefe ulaşmak üzere doğru yolda olduklarına işaret etmektedir.

5. Paris Anlaşması ülkelerin taahhütlerini yerine getirmesini nasıl sağlıyor?

Paris’te ülkeler karşılıklı güven tesis edilmesini desteklemek üzere adım atmak ve Anlaşma çerçevesindeki taahhütlerin etkin biçimde uygulamaya geçirilmesini teşvik etmek üzere güçlendirilmiş bir şeffaflık çerçevesi oluşturulması konusunda mutabık kaldılar. Buradaki kilit görev bir dizi detaylı kuralların kabul edilmesi yoluyla bu çerçevenin hayata geçirilmesidir.        

Güçlendirilmiş şeffaflık çerçevesi ulusal düzeyde belirlenen katkılarının uygulamaya geçirilmesinde kaydedilen ilerlemenin ilgili Taraflarca takip edilmesine yardımcı olmakla kalmaz aynı zamanda küresel sayım için güvenilir veri sağlanması ve uzun vadeli hedeflere dönük ilerlemenin değerlendirilmesi bakımından da kritik öneme sahiptir.      

Sağlam çok yönlü şeffaflık ve hesap verebilirlik rehberleri ülkelerin kendi içlerinde iyi politikalar hazırlamalarına yardımcı olacaktır. Bu ilkeler, politika yapıcıların doğru kararlar almalarını sağlamak için ihtiyaç duydukları yerli kurum ve veri toplama ve izleme sistemlerini kurma ve sürdürme konusunda teşvik edici olmalıdır.    

Paris Anlaşması çerçevesinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve uygunluk sisteminde bir cezai uygulama söz konusu değildir ancak Taraflar amaçtan uzaklaştığında bunu tespit ederek yeniden doğru istikamete yönlenmelerine yardımcı olmayı amaçlar. Bu sistemin temelinde, Tarafların performansını izlemek ve kolaylaştırmak üzere tüm Taraflara uygulanabilecek yeni ve kapsamlı koşul ve prosedürler yer almaktadır. Bunlar arasında teknik uzman değerlendirmeleri, çok taraflı akran değerlendirme süreçleri ile uygulama ve uygunluğa ilişkin bir daimi komite yer almaktadır. Bu unsurlar hep birlikte performansın teknik ve siyasi yönlerine odaklanılmasını sağlayacaktır.        

6. AB kendi sera gazı salımlarını azaltmak için ne yapıyor?

Paris Anlaşmasının uygulamaya konulması hususunda Avrupa çağının ötesindedir. Komisyon AB’nin 2030 yılına kadar sera gazı salımlarının asgari %40 azaltılması hedefinin uygulamaya konulması için kilit mevzuat teklifini sunmuştur. Bu teklifler halihazırda Avrupa Parlamentosu ve Konsey’de görüşülmektedir.    

2015 yılında Komisyon, enerji sektörü ve enerji-yoğun sanayilerin gerekli emisyon azaltımları 2020 sonrası AB Emisyon Ticareti Sistemi (AB ETS)’nin yenilenmesine ilişkin bir teklif sunmuştur. Geçen yıl Komisyon, arazi kullanımı ve ormancılığın AB’nin iklim ve enerji çerçevesine dahil edilmesine ilişkin teklifle birlikte, Avrupa ekonomisinin diğer kilit sektörleriyle birlikte düşük karbon geçişinin hızlandırılmasına dönük teklifler sunmuştur.

2016’da, Komisyon ayrıca düşük-emisyon hareketliliği konusunda bir strateji sunmuştur. Strateji, AB genelinde düşük ve sıfır-emisyonlu taşıt ve alternatif düşük-emisyonlu yakıt tedbirlerinin geliştirilmesine yönelik adımlar ortaya koymaktadır. Komisyon ayrıca geçen sene, enerji verimliliğine öncelik tanınması ve AB’nin yenilenebilir enerji alanındaki dünya lideri rolünün pekiştirilmesi için, AB’nin düzenleyici çerçevesinin uyarlanmasına yönelik bazı öneriler yayınlamıştır. 

Bu öneriler, destekleyici tedbirler ile birlikte, bir yandan Avrupa’nın düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecini ilerletirken, öte yandan yeni iş ve büyüme fırsatlarının yaratılmasına yardımcı olacaktır.

7. İş dünyası ve diğer kuruluşların üzerine düşen rol nedir ve Küresel İklim Eylemi Gündemi nasıl güçlendirilebilir?

 Paris Anlaşması, işletmelerin, yerel yönetimlerin, şehirlerin ve diğer kuruluşların düşük karbonlu ve iklime dirençli bir dünyaya geçişteki kritik rolünü tanımaktadır. Özel sektörün, zorlukları iş olanaklarına çevirerek sonuçta gereken ekonomik dönüşümü sağlaması gerekecektir. Bu nedenle, özel sektörün, uygulamada sürdürülebilirliği sağlama koşulları ile ilgili tecrübelerini paylaşması son derece değerlidir.

Aynı zamanda Küresel İklim Eylemi konusunda Marakeş Ortaklığı olarak da anılan Küresel İklim Eylemi Gündemi (GCAA) vasıtasıyla dikkat çekilen eylemler, artan ivmenin daha da ileriye götürülmesine yardımcı olmaktadır. GCAA, sahada dönüştürücü bir etki yaratma, 2020 öncesi dönemde azmi arttırma ve hem ulusal iklim eylem planlarının hem de Paris Anlaşmasının uzun vadeli hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunma potansiyeline sahiptir.

Etki ölçümü ve ulusal iklim taahhütlerine nelerin eklenmekte olduğunu belirlemek zor olsa da, veriler, bu girişimlerin bileşik etkisinin, 2030 yılında mevcut ulusal belirlenmiş katkıların birkaç gigaton karbon dioksit eşdeğeri (GtCO2e) üzerinde bir etki sağlayacağını göstermektedir. Bu da aradaki farkın kapanması için potansiyel olarak bir önemli katkı sağlayacaktır. (BM Emisyon Fark Raporu 2016).

AB ve üye devletleri, belirli GCAA girişimlerini destekleme ve sponsor olma noktasında proaktif davranmıştır. Bu çerçevede Belediye Başkanlarının İklim ve Enerji için Küresel Belediyeler Anlaşması (Global Covenant of Mayors for Climate and Energy) ve Misyon Yenilik (Mission Innovation) önde gelen girişimler arasında yer almaktadır.

Bonn’da COP23 kapsamındaki tematik eylem günleri ve küresel iklim eylemi konulu üst düzey etkinlikler, mevcut girişimlerle kaydedilen ilerlemenin değerlendirilmesi ve yeni dönüştürücü girişimlerin duyurulması için mükemmel bir mekân sağlayacaktır.

8. Paris Anlaşması, iklim değişikliğinin etkileri ile bağlantılı uyum, kayıp ve zararı nasıl ele almaktadır?

Paris Anlaşması, uyuma azaltım ile eşit derecede önem vermektedir. Ayrıca ülkelerin uyum çalışmalarının etkinliğini arttırmalarına yardımcı olacak ve aynı zamanda karşılıklı öğrenmeyi ve etkin doğrudan desteği teşvik edecek bir uyum vizyonu sunmaktadır.

Uyum, AB’nin politika ve planlama çalışmalarının ayrılmaz bir unsurudur. 2013’te AB Uyum Stratejisinin kabul edilmesinden beri Avrupa’da ulusal, bölgesel ve yerel uyum stratejileri önem kazanmaktadır. Hâlihazırda, 25 Üye Devlet ve 900 şehir daha şimdiden bir strateji ya da plan geliştirmiştir.

Paris Anlaşması’nın yarattığı fırsatları kullanabilmek için Komisyon, şu anda 2013 AB stratejisinin uygulama sürecinde kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmektedir.

Paris Anlaşması, (sel, toprak kaymaları, fırtınalar, orman yangınları gibi) aşırı hava koşulları ile tatlı su akiferleri ve buzulların kaybı gibi yavaş ilerleyen olaylar dâhil olmak üzere, iklim değişikliği ile bağlantılı kayıp ve zararların önlenmesi, azaltılması ve ele alınmasının önemini vurgular.

Bu endişeler, Paris’te, Uluslararası Varşova Kayıp-Zarar Mekanizması’na Paris Anlaşması kapsamında mevzu bahis hususlarda işbirliğini teşvik etme rolü tanınması yoluyla ele alınmıştır.  Bu role, acil müdahale ve sigorta konularında ilave çalışmaların yürütülmesi ve iklim değişikliği nedeniyle meydana gelen yerinden edilmeler karşısında ne tür yaklaşımlar benimsenebileceği konusunda tavsiyeler geliştirecek bir görev gücü çalışmaları dâhildir. Varşova Uluslararası Mekanizması, mekanizmanın 5 yıllık periyodik planı üzerinde mutabık kalmıştır ve plan Bonn’da COP23’te Tarafların onayına sunulacaktır.

Ayrıntılı bilgi için bakınız: AB İklim Eylemi web sitesinde COP23 sayfası

Kaynak