1 Proje 100’lerce Etki: Balkanlar’da Gönüllü Olmak


“Ben senelerdir başvuruyorum, ama sen yine de şansını dene.”  Tüm yorumlar bu şekilde olmasına rağmen ilk başvurduğum Avrupa Gönüllü Hizmeti (AGH) projesine kabul aldım. Gitmeye karar verdiğim an karşıma çıkan ilk iki proje Arnavutluk ve İngiltere’deydi. Başvurumdan bir gün sonra Arnavutluk’tan gelen “otomatik maildir” düşüncesi ile açtığım mülakat daveti ile serüvenim başladı. Üç gün sonra Skype üzerinden bir mülakat gerçekleştirdim ve bir hafta sonra da bavulları hazırla mesajı gelmişti: “Congratulations!”

Aslında her şey gitmeye karar vermeniz ile başlıyormuş, bunu çok sonra anladım. Bir süre Avrupa’da gönüllü olmaya kararlıysanız, motivasyon mektubunuz ve daha sonra da mülakatta gösterdiğiniz enerji karşı tarafı ikna ediyor. Arnavutluk uçuşundan iki gün öncesinde de İngiltere’den olumlu dönüş almıştım ama artık çok geçti, Tiran bileti çoktan kesilmişti :)

Projeye sadece Türkiye’den iki gönüllünün katılacağı, konusunun insan hakları üzerine ve görev tanımının ise çok kapsamlı olduğu bilgisi dışında bildiğim, hissettiğim tek şey vardı: döndüğümde, gitmek konusunda gösterdiğim cesaretin katbekat üstünde bir öz saygı ile geri dönecektim.

Gidiş-dönüş uçak biletlerimiz alınmış, sağlık sigortalarımız başlatılmış, kalacağımız ev ve odalarımız ayarlanmış ve bize sadece bunların bildirilmesi kalmıştı, öyle de oldu. Bütün bir proje süresince birlikte çalışacağım, kendimi keşfetmek adına çıkacağım bu yolculukta bana eşlik edecek olan “yol arkadaşım” ile de Balkanlar maceramızdan bir hafta önce Ankara’da tanıştık. Emre; 6 ülke, onlarca şehir, yüzlerce insan sığdırdığım AGH hayatımda yolumun iyi ki kesiştiği, canım insan.

Biz Emre ile Arnavutluk’un başkenti Tiran’da sosyo-kültürel yönden yetersiz bir bölgede (Roma Community) 6 ay öğretmenlik yaptık. Ben lise ve ilkokulda resim öğretmeniydim, Emre ise benimle aynı lisede matematik öğretmeni. Onun profesyonel mesleği zaten matematik öğretmenliği idi, benim ise yalnızca annemden gelen bir resim yeteneğim ve ilgim vardı o kadar :)

İlkokul ikinci sınıf olan öğrencilerim İngilizce bilmiyor, ben de henüz Arnavutça bilmiyordum. Çocuklarla aynı dili konuşmadan yalnızca çizerek, boyayarak ve üreterek anlaşabiliyordum. Lisede ise ileri düzeyde İngilizce konuşabilenlerin yanısıra, televizyondan takip ettikleri Türk Dizileri sayesinde Türkçe konuşabilenler de vardı. Arnavutluk coğrafi konumu sebebiyle İtalyanca ve Yunanca’nın da yaygın olarak konuşulduğu ülkeler arasında. Gençler en az üç dil biliyor olmalarını, Arnavutça’da toplam 36 harf olması sebebiyle birçok harfe aşina olmalarına bağlıyorlardı. Cümle yapısı olarak Türkçe’ye yakın bir dil olmamasına rağmen Osmanlı’dan gelen ortak kelimeleri (çadır, zarf, yeşil, çakmak, pencere, tencere, portakal, divan vs.) duymak her seferinde keyifli hissettiriyordu.

Öğretmenlikten arda kalan zamanlarımızda da ev sahibi kuruluşumuzun yürütmüş olduğu yerel projelere destek veriyorduk. Projeler hak temelli pek çok farklı konulara sahipti. Özellikle Balkanların Kudüs’ü olarak bilinen Arnavutluk’ta dinlerin biraradalığı en dikkat çeken konular arasındaydı. Organizasyonunda yer aldığımız “Dialogu Ndérfetar” isimli bir proje ise, lise öğrencilerine yönelik düzenlediğimiz eğitimler ve etkinliklerden oluşuyordu. Ben proje kapsamında okul duvarlarına farkındalığı artırıcı resimler yaptım, Emre ise fotoğrafçı olarak yer alıp, faaliyetlerin dijital takibini üstlendi.

Projeler özelinde sürekli davetlere katılıyor, dünyanın dört bir yanından gelen gençlerle ortak etkinlikler düzenliyor ve çokça geziyorduk. Fakat ben daha çok bütün bunların ne kadarının nasıl finanse edildiğinden, özellikle AGH fırsatlarından bahsetmek istiyorum.

Biz proje boyunca (01.02.2017-01.08.2017) her ay 155 € cep harçlığı aldık ve bize her ay şehir içi ulaşımda kullanabileceğimiz otobüs kartı temin ettiler. Evimiz çalıştığımız ofise otobüs ile 20 dakikalık mesafedeydi. Evi Emre ile birlikte paylaştık, ayrı ayrı odalarımız ve hayatımızı idame ettirebileceğimiz kadar eşyalarımız vardı (bu konuda ev sahibi kuruluşumuz ihmalkar davrandı, bizde zaten bir süre sonra alışmıştık :)). Sağlık sigortamız vardı, ben hiç kullanmadım ama Emre’nin bir hastane masrafı ve ilaçlarını önce biz ödeyip daha sonra faturaları ilgili adrese mail atarak geri ödenmesini sağlamıştık. Ayrıca AGH kapsamında vize işlem ücretleri, havaalanına ulaşım, gidiş-dönüş uçak biletleri ve projeniz boyunca alacağınız eğitimlerin tüm masrafları da karşılanıyor.

Peki aldığımız cep harçlığı bize yetiyor muydu? Arnavutluk yemek konusunda çok ucuz bir ülke, Müslüman nüfus ağırlıkta olmasına rağmen domuz eti satışı ve tüketimi de çok yaygın. Sigara fiyatları Türkiye’den ucuz, bir adet 1 litre suyun fiyatı ile bir kutu 33cl biranın fiyatı ise aynı. Sudan ucuz değil ama yaygın :) Ev alışverişi ve kişisel harcamalarımız dışında Arnavutluk’u ve diğer Balkan ülkelerini gezerek değerlendirdik cep harçlıklarımızı. Arnavutluk’ta asgari ücretin 175 € olması üzerinden bir değerlendirme yapacak olursak; 155 € ile kira, elektrik, su, doğal gaz (zaten yoktu :)) faturaları ödemeden gönüllü olarak gayet de huzurla yaşayabilirsiniz.

Gençlik projelerine başvurmak isteyenlerin en çok tereddüt ettiği konulardan birisi de yabancı dil. AGH projesinde yer almak istiyorsanız İngilizce bilme şartı yoktur, fakat öğrenme isteğinizin olması proje boyunca alacağınız keyif ile doğru orantılı olacaktır. Yalnızca ilk adım olarak öz geçmiş ve motivasyon mektubunuzun İngilizce hazırlanmış olması gerekmektedir. Skype mülakatı ise her kurumun tercih ettiği, izlenmesi gereken bir adım değildir. Benim mülakatım yaklaşık 30 dakika sürmüştü. Görüşmemizin konu başlıkları gönüllünün ve ev sahibi kuruluşun profilleri, bu projede neler yapacaklarımız ve benim bu projeyi neden seçtiğim üzerineydi. Eğer zorlanacağınızı düşünürseniz bilgisayar ekranınıza kısa notlar postitleyebilirsiniz :)

Gönüllü olarak seçildiğiniz ülkenin de ayrıca bir yerel dili olacaktır ve AGH kapsamında size o ülkenin yerel dilinin öğretileceği ücretsiz bir kurs ayarlanacak. 6 ay içinde ben Arnavutça’da yalnızca temel seviyeye gelebilmiştim, döneli de 6 ay oldu, belki de unuttum bile :). Fakat o dil proje boyunca sosyal hayat içerisinde size büyük kolaylık sağlayacak, özellikle alışveriş yaparken, sipariş verirken ve yol tariflerine ihtiyaç duyduğunuz an.

Bütün bu anıları biriktirip en çok özlemle ama çokça umutla geri döndüm. Ben şimdilerde de kendimden geriye kalan zamanlarda sosyal ve psikolojik doyum alanım olan gönüllü faaliyetlerimi sürdürmeye devam ediyorum.

Her hikaye yeni bir başlangıç olsun, dilerim bu hikaye de gençlik fırsatlarına ve gönüllülüğe dair bir dokunuş olur. İnanıyorum ki;

Ne kadar gönüllü o kadar etki,

Ne kadar etki o kadar dönüşüm,

Ne kadar dönüşüm o kadar değişim getirecek.

Güzellikle kalın,

Simay Karaduman