FT Türkiye Zirvesi 2014: “Türkiye, Avrupa’nın Yeni Güç Merkezi Olabilir mi?”


7 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul’da gerekleştirilen “AB-Türkiye ilişkilerine dair gelişmeler” FT Türkiye Zirvesi 2014’te konuşma yapan Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Stefano Manservisi’nin konuşma metnini yayınlanmıştır.

FT Türkiye Zirvesi 2014
“Türkiye Avrupa’nın Yeni Güç Merkezi Olabilir mi?”
7 Mayıs 2014,
InterContinental Istanbul
Tema: AB-Türkiye ilişkilerine dair gelişmeler
Konuşmacı: Mr. Stefano Manservisi
Büyükelçi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı

Değerli katılımcılar, Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Özellikle bu ülkede yeni başladığım zorlu görevin ilk günlerinde bu zirveye katılmaktan ve böylesi bir topluluğa hitap etmekten oldukça keyif aldığımı belirtmek istiyorum. Böyle etkinlikler yoluyla uygulayıcılar, yatırımcılar ve gözlemciler arasında Türkiye’nin mevcut gerçekleri ve küresel yatırım haritasındaki konumu hakkında fikir paylaşımı fırsatının yakalandığına inanmaktayım.
Ekonomik görünüm – Avrupa
Avrupa’nın ekonomik görünümü hakkında birkaç sözle başlamak istiyorum. Kıtada ciddi bir ekonomik krizi arkamızda bırakıyoruz. Avro bölgesinin 2014 yılında %1,2 gelecek yıl ise %1,8 oranında büyümesini öngörüyoruz. Bu toparlanmayı mümkün kılan birtakım olumlu gelişmelerin varlığından söz edilebilir. Avrupa’daki iç talep yavaş yavaş iyileşme eğiliminde, bankalar reel sektör finansmanlarını artırıyor, mali düzenleme ihtiyaçları ortadan kalkıyor ve genel güven yeniden tahsis ediliyor. Avro bölgesi için ekonomik durum algısı göstergesi Mart ayında yeniden yükselişe geçerken işsizlik rakamları üye ülkelerin çoğunda düşme eğilimine girdi, ancak tabii ki halen tatmin edici hızda bir ilerleme yok ve genç işsizlik oranı çok yüksek. Özetle bu gelişmeler bize ekonomik reform programlarının doğrusal bir şekilde olmasa da meyvelerini verdiğini gösteriyor.
Ayrıca, AB’nin iç ekonomik haritası yeniden şekilleniyor ve üç ‘Birlik’, Avro, Tek Pazar ve Bankacılığı Avrupa Merkez Bankası ile birlikte giderek sistemin merkezine oturtuyor. Avrupa mali piyasaları şu an oldukça istikrarlı. Şu an sahip olduğumuz pozitif ivme, ekonomik toparlanma ile ilgili beklentileri ve bankacılık birliği reformunun olumlu etkilerine olan inancı güçlendiren bir para politikası ile destekleniyor. Ancak rahatlığa yer olmadığının da farkındayız. Avrupa’da yakalanan ekonomik reform ivmesini koruyarak ekonomik toparlanma ve istihdamı daha da güçlendirmemiz gerektiğini biliyoruz. 
Avrupa’nın şu an karşı karşıya olduğu en büyük zorluk şu an yaşanmakta olan ekonomik toparlanmanın nasıl sürdürülebileceğidir. Büyümenin tekrar sağlandığı ve üye ülkelerin kriz öncesi dengesizlikleri düzeltme konusunda mesafe kaydettiği bir ortamda Komisyon tarafından kabul edilen ve Avrupa’da dördüncü ekonomik politika koordinasyon ve denetleme dönemini başlatan 2014 Yıllık Büyüme Raporu’nun temel mesajı budur. Üye ülkelerin bütçe ve ekonomik politikalarının AB taahhütleriyle (borç ve bütçe açığı taahhütleri İstikrar ve Büyüme Paktı, Avrupa 2020 stratejisindeki ekonomik reform planları ve uzun vadeli büyüme ve istihdam hedefleri) uyumlu bir seyir izlemesi amacıyla bu dönem boyunca büyüme ve istihdam konularında dengeli bir strateji izlenecek ve önümüzdeki yıl boyunca beş ana önceliğe odaklanılacaktır: 1/ büyüme odaklı mali yapılanma, 2/ ekonominin borçlanma ortamını yeniden tahsis etme, 3/ bugün ve gelecek için büyüme ve rekabeti teşvik etme 4/ işsizlikle ve krizin toplumsal etkileriyle mücadele ve 5/ kamu idaresini modernleştirme.
Ekonomik görünüm – Türkiye
Şimdi Türkiye’ye geçmek istiyorum. Oldukça kısa konuşacağım zira bu sabah benden çok daha bilgili konuşmacılar durumu açıkladılar.
Öncelikle Türkiye ekonomisi sağlam temellere dayalıdır. Dünyanın 17. Avrupa’nın ise İspanya’dan hemen sonra 6. en büyük ekonomisidir. Türkiye önemli ve görece zengin bir pazara sahiptir ve alım gücü artmakta olan 75 milyonluk nüfusu ile üst-orta gelir sahibi bir ülkedir. Türkiye ekonomisi sahip olduğu canlı sektörleriyle oldukça çeşitlidir. Bu sektörlerin bazıları Avrupa’daki üretim ve tedarik ağlarının bütünleşik bir parçası olmuştur. Bu konuya daha sonra geleceğim. Türkiye’de kamu maliyesi de güçlüdür ve bütçe açığı görece tolere edilebilir görünürken kamu borçları Avrupa standartlarının oldukça altındadır. İki durumda da Türkiye Maastricht kriterlerinde belirtilen şartları sağlamaktadır.
Türkiye’de güçlü bir bankacılık sektörü mevcuttur ve bu sektör son on yılda kamu desteğine ihtiyaç duymamıştır. Bu küresel kriz dönemi için istisnai bir durumdur. Türkiye 2008’de meydana gelen küresel krizin ardından dört milyondan fazla kişiye istihdam sağlamış ve küresel likidite sorunlarına ve yükselen siyasi gerilimlere rağmen ekonomisini 2013 yılında %4 büyütmüştür.
Ancak halen birtakım zorluklar elbette mevcuttur. Yurt içi tasarruflar Türkiye’nin geniş yatırım ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, oldukça düşük bir seviyededir. Mevcut cari açık yabancı tasarruflar tarafından finanse edilmektedir. 2013’te GSYIH’nın %8’ine tekabül eden cari açık uluslararası normlara göre oldukça yüksektir, ancak yine de kriz öncesi 8 üye ülke kadar değil (Belçika, Kıbrıs, Litvanya, Latviya, Yunanistan, Polonya, Romanya, İspanya)Ancak bu açığın büyük ölçüde kısa vadeli sermaye akışlarıyla finanse ediliyor olması Türkiye’nin yatırımcıların algı değişimlerine karşı hassas bir pozisyonda olmasına neden oluyor. Şunu biliyoruz ki küresel likidite şartları artık çok da olumlu seyretmiyor ve Türkiye’nin dış finansman kapasitesine baskı yapıyor. Buna ek olarak Türkiye’nin yakın komşularında ve ülkede artan siyasi gerilimler yaşanıyor (siyasi kutuplaşma).
O halde, bu güçlü temeller ışığında, ama Türkiye’nin esas zayıflıkları da dikkate alındığında iki anahtar kelime benim için önem arz ediyor: ileri teknolojiyle yaratılan katma değer, normlar, yenilik ve araştırma temelinde güven ve daha fazla rekabet. 
*****
Böylesi zorlayıcı küresel bir atmosferde iç ve dış yatırımcıların Türkiye’nin büyüme göstergelerine güvenmeye devam etmeleri oldukça önemlidir. Bu noktada AB’nin kilit rol oynayabileceğini düşünüyorum. Bu zamanla nasıl kalıcı kılınabilir?
İnanıyorum ki hali hazırda mevcut yakınlığımızın yarattığı birbirine bağımlılık ortamında hiçbir kararın tek başına alınamayacağı gerçeğinden yola çıkarak birlikte daha fazla, stratejik bir şekilde çalışarak bu amaca erişebiliriz.
O halde öncelikle, rekabetin yarattığı zorluklara birlikte göğüs gererek ve sürdürülebilir, nitelikli büyüme beklentileri üzerine birlikte çalışarak makroekonomik ve finansal amaçlarımızda yakın işbirliğine gidebiliriz. 
Daha sonraki rolümüz yüzünü Türkiye’ye yatırımcılar için bir kredibilite kontrol mekanizması olabilir. Yatırımcılar siyasi riskler ve yatırımlarının güvenliği konularında giderek daha hassas bir konuma gelmektedirler. Türkiye’ye Avrupa’dan ve tüm dünyadan yatırımcıların gelmesine ek olarak Türk yatırımcıların da Avrupa’yı tercih etmeleri için çalışmalıyız. AB standartları küresel piyasalarda daha iddialı ve görünür olmak için bir araçtır.
AB’den esinlenerek yapılan reformlar şeffaflığı teşvik ederek Türk iş ortamında güveni tahsis etmekte ve dolayısıyla ülkeye yatırım akışı olmaktadır. Bunlara birkaç örnek vereyim:
– Merkez Bankası’nın bağımsızlığını korumak
– idare ve demetim makamlarının görevlerini tarafsız bir şekilde yapmalarına elverişli bir ortam sağlamak
– fikri mülkiyetin daha iyi korunması da dahil olmak üzere iş ortamının iyileştirilmesi
– çoğulculuğa, hukukun üstünlüğüne, bağımsız yargıya bağlı kalırken basın özgürlüğünün de tahsis edilmesi.
Üçüncüsü müktesebat ve katılım süreci ile ilgili. Bu terimleri yalızca sonda kullanmayı tercih ediyorum çünkü yukarda söylenen birçok şeyi ifade etmede birer araç görevi görüyorlar. Bu kavramlar bürokratik ve şekilci uygulamaların ve Türkiye aleyhine (iç politikada aksi aksettirilse de) siyasi veya ideolojik bir yargı aracı değildir. Aksine işleri birlikte yürütmenin araçlarıdır.
AB – TR ikili ilişkileri, Gümrük Birliği’nin rolü
AB-TR ilişkilerinde neredeyiz? Gümrük Birliği’yle ilgili nitel ve nicel bir değerlendirmede bulunmama izin verin.
Nicel bakış açısından bugün Türkiye ve AB arasında Gümrük Birliği çerçevesinde gelişmiş güçlü bir ticaret ve yatırım ilişkileri mevcuttur. Rakamlar her şeyi açıklıyor: 
AB, Türkiye’nin açık ara birinci ticari ortağıdır. Gümrük Birliği’ne girilmesini takiben ikili ticaret hacmi üç kat artarak 2013 yılında 120 milyar Avro oldu. AB’nin yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle Türk ihracatlarında da bir düşüş oldu ancak eğilim tekrardan toparlanma yönünde (toplamın %41,5’i). Hiç şüphesiz geniş, zengin ve güvenli bir piyasa olan AB piyasası Türkiye’nin giderek ileri teknoloji ürünlerini de içeren ihracatının bir numaralı adresi AB’dir.
AB, Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların ana kaynağıdır. Avrupalı şirketler otomotivden enerjiye, telekomünikasyondan mali hizmetlere çeşitli sektörlere yatırım yapmaktadırlar. Türkiye’deki DYY stoğunun üçte ikisi AB ülkeleri kaynaklıdır. Avro bölgesindeki krize rağmen son beş yılda Türkiye’ye gelen DYY’nin yaklaşık %70’i yine AB kaynaklıydı. Dış finansal akışlara ciddi anlamda bağımlı bir ülke için bunun ne demek olduğunu biliyorsunuz. Yabancı sermayeyle Türkiye’de kurulan şirketlerin yarısı AB şirketleridir ve sayıları geçen yıl 16.000’i aşmıştır.
Buna paralel olarak, AB de Türk şirketlerin ana yatırım adresi olmuştur. Son beş yılda, Türkiye kaynaklı DYY’lerin yarısından fazlası (%57) AB üyesi ülkelere gitmiştir. Avrupa’da Türk sermayesiyle kurulmuş 150.000 şirkette 630.000 kişi çalışmaktadır.
Nitel bir bakış açısından ise Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’nin bir başarı hikayesi olduğunu söylemek gerekir. Gümrük Birliği öncelikle Türk ekonomisini Avrupa üretim ağına sokmuş, Avrupa tek pazarına dahil etmiş ve Türkiye’yi Avrupa’nın rekabet edebilirliği nezdinde anahtar bir aktör konumuna getirmiştir. İki taraftan ekonomik aktörlerin de gözlemlediği üzere Türkiye artan bir ivmeyle iş ve yatırım fırsatlarının kriz zamanlarında bile gelişebildiği Avrupa ekonomisinin bir öğesi olma yolunda ilerlemektedir. Üretim ve tedarik zincirlerimiz o kadar iç içe geçmiş durumdadır ki Gümrük Birliği dahilindeki pek çok sektördeki Türk ürün ve firmalarını Avrupalı muadillerinden ayırmak zorlaşmaktadır. İki tarafta da ekonomik güçler negatif siyasi şartlardan genellikle etkilenmemekte ve geniş çaplı bir bütünleşme ve AB üyeliği konularında konuşmaktan çekinmemektedir. Otomotiv, havacılık, tekstil ve elektronik eşya sektörlerinde Türk ve Avrupalı üretim sistemleri ciddi şekilde bütünleşmiştir ve üretimden satışa, tedarik yapılarına kadar iki ürün arasında ayrım yapma gereği ortadan kalkmıştır.
Gümrük Birliği ile Türkiye küresel ekonomiye yumuşak bir geçiş ve “erken” bir hukuki uyum süreci geçirmiştir – Türk ekonomisinin açıklığı 2013’te yüzde 58 (GSYIH’ya oranla) seviyesine ulaşmıştır. Türkiye gümrük konusunda AB mevzuatına büyük ölçüde uyum sağlamış ve ürünlerle ilgili birçok AB norm ve düzenlemesini tatbik etmiştir. Bu sayede Türk vatandaşları daha güvenli ve kaliteli ürünlerden faydalanmaktadırlar. Karşılıklı güçlenen ekonomik ilişkilerinin yanı sıra AB ve Türkiye birbirlerine sağlayabilecekleri avantajlar ışığında Yakın Asya veya Orta Doğu gibi diğer pazarlarda veya gelecekte Afrika gibi yükselen piyasalarda birlikte faaliyet gösterebilir.
*****
Ancak AB ve Türkiye arasındaki işbirliği, hanımefendiler, beyefendiler, ticaret ve yatırımlarla sınırlı değildir. Bir dizi farklı iş de birlikte yürütülebilir:
A/ Enerji konusunda, AB Komiserleri Oettinger ve Füle 2012 yılında Türkiye ile gelişmiş bir işbirliği hamlesi başlattılar. Enerji karışımı, piyasa bütünleşmesi ve altyapı iyileştirme, yenilenebilir enerji, enerji etkinliği ve nükleer güvenlik çalıştığımız ve gündemimizde olması gereken konulardır. AB’den bile fazla olarak enerji ithalatına bağımlılığı %75 düzeyinde olan Türkiye’nin yalnızca bir geçiş değil aynı zamanda bir dağıtım merkezi olma arzusu geniş kapsamlı kararlarla arz ve talebi kırarak doğru piyasa gereksinim, kural ve kurumlarını kurarak gerçekleşebilir.
B/ Adalet ve İç İşleri alanında yakın zamanda vize serbestliği görüşmelerine başladık. Bunun sonucunda Türk vatandaşlarının AB’ye vizesiz girmelerinin önü açılacak. Aynı zamanda taraflar yasa dışı göçle mücadelede iş birliğine giderek geri kabul anlaşmasını imzaladılar.
C/ 2007-2013 döneminde 4,8 milyar Avro gibi rekor bir seviyeye çıkan katılım öncesi mali destek önümüzdeki yedi sene boyunca 2014-2020 döneminde de aynen yürürlükte olacak.
D/ Katılım müzakereleri cephesinde ise bölgesel kalkınma ile ilgili 14. müzakere başlığı geçtiğimiz Kasım ayında açıldı. Müzakerelerin ivme kaybetmemesi için diğer başlıklar inceleniyor.
Bu çerçeve yalnızca AB ve Türk hükümetlerini değil, tüm toplumları birbirine bağlıyor.
Elbette ki kamu otoriteleri arasındaki iş birliği genişleme sürecini desteklemek için yeterli değildir. Türk toplumu ve AB vatandaşları arasında da güçlü ve sürdürülebilir diyaloğa ihtiyaç vardır. Bu da sivil toplum farkındalığı ve eylemlerini gerekli kılar. Vatandaşlara en yakın katman olan yerel otoritelerin kardeş şehirler ve sivil toplumlar arası etkileşim gibi projelerle ortaklık köprüleri kurulmasında önemli bir rolü vardır. Toplum düzeyindeki değişimlere bakıldığında Türkiye’den her yıl 60.000 akademisyen ve öğrencinin okumak ve çalışmak için AB’ye gittiği görülmektedir. 
*****
Gümrük Birliği Türkiye’deki ekonomik reformların ve AB ile uyumun motoru olduğunu kanıtlamıştır. Aynı Gümrük Birliği gelecekteki ileri ekonomik bütünleşmemizin de platformu olabilir. Bildiğiniz gibi Dünya Bankası, Gümrük Birliği hakkında son dönemde AB ve Türk yetkililer tarafından taktirle karşılanan bir rapor hazırladı. Rapora göre eğer modernleştirilirse Gümrük Birliği değişen dünyada tarafların ekonomik çıkarlarına daha iyi hizmet edebilir.
Öncelikle rapor Gümrük Birliği’nin işleyişinin Türkiye’yi AB’nin daha uygun karar verme süreçlerine dahil edilmesi ile iyileştirilebileceğini belirtmektedir. Serbest Ticaret Anlaşmaları meselesine gelince, rapor taraflar arası danışma ve eşgüdüm süreçlerinin güçlendirilmesi önerisini getiriyor. Taraflar ayrıca yol kotaları ve iş adamı vizeleri gibi sorunlu alanlarda da çözüm aramaya davet ediliyor.
Öte yandan, çalışma Gümrük Birliği’nin tarım ürünleri, hizmetleri ve yatırımları ve belki de kamu alımları gibi diğer alanları kapsayacak şekilde genişletilmesini öneriyor.
Bu bağlamda, Gümrük Birliğini bu öneriler çerçevesinde modernleştirmek bir seçenek olabilir. Taraflar arasında gelecek görüşmelerle ilgili yol haritası belirleme yolunda adımlar atılmaya başlanmıştır. Yeni pazarların açılması karşılıklı sürdürülen ekonomik bütünleşme ve büyümeyi olanaklı kılacaktır.
Daha ılımlı siyasi bir seviyede, ekonomik diyalog, ortak çalışmamızı ileri seviyeye taşımamız gereken bir alandır. Bunun çıkış noktası, AB’nin hem makro-ekonomik yönetim hem de rekabetçilik çabalarının takip edilmesi için koyduğu ekonomik gözetim mekanizmaları olabilir. Türkiye 2001 yılında ciddi bir ekonomik kriz yaşadı. Ancak hızlıca toparlanarak bankacılıktan kamu maliyesine bir dizi yapısal reform gerçekleştirdi. Bugün, deneyimlerimizi paylaşarak öğrenmek ve yeniyi inşa etmek adına Türkiye ile AB arasındaki diyaloğu geliştirmek için doğru zaman olabilir
Türkiye ve AB arasında sorun yok mu, peki? Belki de var. Ancak yukarda söylediklerimin ışığında kollarımızı sıvayıp birlikte ciddi bir şekilde çalışmak iki tarafın da çıkarına olacaktır diye düşünüyorum.
Dikkatiniz için çok teşekkür ederim.

Kaynak:Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu