ÖZEL: Egemen Bağış, ab-ilan.com'un sorularını yanıtladı

e-Posta Yazdır PDF
Sayfayı Paylaş

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış, yeni yıl öncesinde 'Türkiye, Avrupa Birliği ve Uyum Süreci' konusundaki görüşlerini AB-İLAN ile paylaştı. Bağış, 2007-2013 yılları arasında yaklaşık 5 milyar Avro'nun ülkemizde değerlendirileceğini söyledi.

Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri nasıl bir dönemde? Süreç olması gerektiği hızda mı ilerliyor, yoksa sahiden bir duraklama dönemine mi girdik?

Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere veya Türkiye’nin AB sürecine açılan müzakere başlıkları üzerinden bir değerlendirme yaparsanız duraklama varmış gibi görünebilir. Ama biz müzakerelere açılan fasıllar üzerinden bakmıyoruz. Bu süreçte AB standartlarını yakalama noktasında nereye gelmişiz buna bakıyoruz.

Bizim için süreç sonuçtan çok daha önemli.

Türkiye’nin reform mutfağı olarak gördüğümüz Bakanlığımızda ulusal programımız çerçevesinde yapılması gereken reformları hayata geçirmek için hummalı bir çalışmanın içerisindeyiz.

Türkiye reforma sürecine sahip çıktığı içindir ki bugün AB içerisinde kendisine karşı önyargıyla yaklaşanlara karşı psikolojik üstünlüğü ele geçirmiştir.

Türkiye Avrupa Birliği’nin kapısında el pençe divan beklediği günleri geride bırakmıştır. Acaba şuradan aferin alır mıyız buradan bir tepki alır mıyız diye düşünmeden artık iltifatı sadece milletinden bekleyen bir Türkiye var.

Artık kendine güvenen bölgesinde ilham kaynağı olan bununla da kalmayıp küresel bir aktör olma yolunda emin adımlarla yürüyen bir Türkiye var.

Bunun arkasında da ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için büyük bir kararlılıkla ve samimiyetle gerçekleştirdiğimiz reformlar var.

O yüzden sonuca değil sürece bakalım.

Aksi takdirde sırtımızdaki davulun tokmağını başka merkezlere kendi elimizle teslim etmiş oluruz.

Biz zaten kendi takvim ve programımıza uygun şekilde reformları devam ettirdiğimiz sürece eninde sonunda engeller kalkacaktır.

Çünkü haklı olmak artık tezlerinizi kabul ettirmek için yeterli olmuyor.

Haklı olmanın yanında güçlü olmanız da lazım. Biz güçlü kılacak en önemli şey de reformlardır.
 
Avrupa Birliği’nde özellikle ekonomik anlamda büyük tartışmalar, sorunlar yaşanıyor. Bu sürece ilişkin genel bir değerlendirme alabilir miyiz? Size göre bu süreçte Türkiye’nin konumu ve rolü; güçlü ve zayıf yanları nelerdir?

Şu anda Türk ekonomisine baktığınız zaman hala en büyük ticaret ortağımızın AB olduğunu, Türkiye’ye gelen yabancı yatırımın büyük kısmının AB menşeli olduğunu görüyoruz.

Bizim biliyorsunuz 2023 ihracat hedefimiz 500 milyar dolar…

Ama sadece Almanya’nın bugünkü ihracat rakamı yaklaşık 1,5 trilyon dolar… Yani bizim 2023 hedefimizin 3 katı.

Tarihin en büyük ekonomik kriziyle boğuşan AB hala refah seviyesinin en yüksek olduğu coğrafya.

Dolayısıyla bizim için AB’nin bir istikrar ve kalkınma havzası olma yönünde de rolü var. Ekonomik kriz nedeniyle bu rolün önemi azalmış olabilir ama asla kaybolmuş değil.

Biz de bildiğiniz gibi çok ciddi ekonomik buhranlar yaşadık.

Şubat 2001 krizinde bu ülke dibi gördü. Ama hamdolsun bugün o krizden çok daha sağlam bir şekilde çıktık ve dünyanın parlayan yıldızı haline geldik.

AB de bu krizi eninde sonunda atlatacaktır.

Bizim için şu anda orada yaşanan krizin Türk girişimcilerimiz açısından fırsata dönüştürülebilecek bir tarafı da var.

O yüzden bizim emin adımlarla bu süreci götürmemiz lazım.

Bunun için de kendimizi dev aynasında görmüyoruz, görmemeliyiz ve görmeme konusunda da herkesi uyarıyoruz. Özgüvenimiz tam ama kesimlikle kendimizi dev aynasında görmüyoruz.
 
AB-ilan olarak geçtiğimiz hafta sitemizde yayınladığımız “AB’ye Bakış” anketine çok kısa bir sürede 1.000’den fazla kişi katıldı. Şu ana kadar elde ettiğimiz sonuçlara göre AB ile ilgili konulara hala ilgi var ve AB’ye destek oranı %75’e yakın. İlerleme raporunun kamuoyundaki yansımaları çok olumlu olmamasına rağmen bu desteği neye bağlıyorsunuz?

İlerleme Raporu 27 üye ülkenin onayıyla çıkan ve bu yolda atılan adımların eksiğiyle gediğiyle resmini çekmeye çalışan bir fotoğraf.

Ne kadar objektif olduğu ya da hakkımızın teslim edilip edilmediği yönündeki düşüncemizi daha önce kamuoyumuzla paylaştık.

Zaten biz yaptığımız reformları aferin alalım diye yapmıyoruz. Halkımızın hak ettiği daha müreffeh bir yaşama kavuşturma adına yapıyoruz ve iltifatı da sadece halkımızdan bekliyoruz.

Hamdolsun halkımız da 3 dönemdir verdiği oylarla gereken iltifatı fazlasıyla yaptı. Aslında en geçerli anketi de milletimiz sandıkta gerçekleştirdi.

Tabii farklı anket şirketleri tarafından yapılan, bizim de yaptırdığımız başka anketler de var. Bunlardan farklı sonuçlar çıkabiliyor.

Örneğin, bizim yaptırdığımız bir ankete göre Türk halkının yüzde 92’si AB’yi iki yüzlü buluyor. Sadece yüzde 8’i AB’yi dürüst buluyor.

Diğer taraftan bir başka ankette Türk halkının yüzde 55’i AB sürecinde gerçekleştirilen reformların olumlu olduğunu düşünürken, sadece yüzde 30’u Türkiye’nin AB üyesi olacağına inanıyor.

Avrupa’da ise tam tersi… Türkiye’nin AB üyesi olacağına inananlar yüzde 60’lar düzeyinde.

Dediğim gibi bu oranlar değişebiliyor. Ama değişmeyen bir şey var ki Türk halkının büyük çoğunlu reformların kendisi ve ülkesi için faydalı olduğuna inanıyor.

O yüzden AB sürecinde üç önemli önceliğiniz nedir diye sorarsanız: Reform, Reform, Reform derim.
 
Avrupa Birliği projeleri konusunda halkımızın ilgisi çok yüksek; ancak görüyoruz ki ciddi bir bilgi eksikliği de var. AB'nin sağladığı desteklerin işleyişi, yetkili kurumlar vb konularda bilgi ihtiyacı mevcut. Bakanlık olarak bu konuda bir çalışma öngörüyor musunuz?

Bakınız… Benim hep vurguladığım bir husus var.

AB süreci sadece bir dış politika alanı değildir. AB süreci aynı zamanda bir iç politika meselesidir.

2004’te Avrupa karşısında diklenmeden dik durup müzakere tarihi alınca milletçe coşku yaşadık. 2005’te müzakerelere başlayınca Türkiye’yi sevince boğduk.

Daha önemlisi, bu süreçte ülkemizin demokratik standartlarını, kalkınmasını, milletimizin özgürlüklerini daha ileriye taşıdıkça bundan hepimiz kazançlı çıktık, kazanmaya da devam edeceğiz.

Bütün bunların gerçekleşmesi, sadece Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleri ile ilişkilerimizde yaşanan gelişmeler sayesinde olmadı. Bunlar aynı zamanda, milletimizin değişim iradesinin ve TBMM Genel Kurulu’ndan geçirdiğimiz kararlı reformlar sayesinde gerçekleşti.   

Dolayısıyla bütün kurumlarımız, bütün sivil toplum kuruluşlarımız, medyamız, üniversitelerimiz ve 74 milyon vatandaşımız AB sürecinin bir parçası değil, aktörüdür.

Ülkemizin 780 bin kilometrekaresinde AB hibeleriyle gerçekleştirilen projeler de bunun çok önemli bir ayağı.

Dikkat ediniz, geçtiğimiz yıl sadece Ulusal Ajans vasıtasıyla 43 bin öğrenciye farklı sürelerde yurt dışında eğitim alma imkânı sağladık.  

Şurası da çok önemli…

AB katılım öncesi fonlarının yüzde 50'si bugün Türkiye’ye ayrılıyor. Yaklaşık 5 milyar Avroyu 2007-2013 yılları arasında ülkemizde değerlendireceğiz.

Bu fonlar aracılığıyla, vatandaşımızın cebinden tek kuruş çıkmadan milletimizin AB standartlarına ulaşma sürecini hızlandıracağız.

Sizin şu anda projelerle ilgili bana sorduğunuz soruyu aslında ben Başmüzakerecilik görevine atandığım ilk gün kendime sordum. O zaman ben de sizinle aynı şekilde düşünüyordum.
 
Bunun için de çalışma arkadaşlarıma verdiğim ilk talimatlardan birisi AB ile ilgili yürütülen çalışmaların Ankara’nın ötesine taşınabilmesiydi. Bu kapsamda, AB heyecanını ve motivasyonunu Anadolu’ya yayacak yeni bir çalışmanın hazırlıklarına başladık.

İlk olarak dönemin İçişleri Bakanı Sayın Beşir ATALAY’ın büyük desteği ile “Valiliklerin AB Sürecinde Etkinliğinin Artırılması Projesi”ni uygulamaya koyduk. Proje ile bütün illerimizde bir vali yardımcısı “İl AB Daimi Temas Noktası” olarak görevlendirilirken; yine illerimizin tamamında valiliklerimizin bünyesinde “AB Birimleri” kuruldu. Şu anda da İçişleri Bakanımız Sayın İdris Naim Şahin’in güçlü desteğiyle bu süreç devam ediyor.

İldeki tüm kamu kurumlarının temsilcilerini, sanayi ve ticaret odalarını, üniversiteleri ve tüm sivil toplum kuruluşlarına bir araya getiren ve valilerimizin önderliğin her üç ayda bir toplanarak “kamu-yerel-sivil-özel” buluşmasını sağlayan “Avrupa Birliğine Uyum, Danışma ve Yönlendirme Kurulları”nı oluşturduk. Bu demokratik platformda illerimizde AB konuları konuşuluyor, tartışılıyor ve ortak AB projeleri üretiliyor.

Bu süreçte valiliklerimiz tarafından yürütülen çalışmalara Bakanlık olarak her zaman destek olmaya gayret gösterdik. Bu kapsamda da 2011 yılı başında “İllerimiz AB’ye Hazırlanıyor Programı” adı altında bir proje yarışması düzenledik. Neredeyse illerimizin tamamının proje başvuru yaptığı program kapsamında 25 ilimizin projesine destek verdik.

Valiliklerimize aktardığımız 1.250.000 TL’lik kaynağı bizzat ben kendi temsil giderlerimden aktardım.

AB heyecanının yerele yaymak konusunda sadece valiliklerimiz ile çalışmanın yeterli olmayacağını düşündüğümüz için belediyeleri de sürecin içerisine dâhil etmek istedik.

Bu kapsamda, Türkiye Belediyeler Birliği ile “Belediyeler AB’ye Hazırlanıyor” adı altında bir proje çalışmasına başladık. Proje ile bölgesel konferanslar, eğitimler, Brüksel’e yapılan çalışma ziyaretleri ile belediye başkanlarımızı ve çalışanlarını AB konularında bilgilendirdik.

Tüm bu çalışmalar esnasında, yereldeki çalışmalarımızın İl Özel İdarelerini de bu sürece dahil etmeden tablonun mutlaka eksik kalacağını fark ettik.

Geçtiğimiz günlerde de İçişleri Bakanımız ve Vilayetler Hizmet Birliği Başkanımızla birlikte İl Özel İdarelerimizi de AB heyecanının bir parçası haline getiren Protokol’ü imzaladık.
 
Nüfusu hızla yaşlanan Avrupa Birliği ülkeleri karşısında en büyük gücümüzü genç nüfusumuzdan aldığımızı sıklıkla dile getiriyoruz. Günlük yaklaşık 10.000 farklı takipçimiz içinde de gençler büyük bir orana sahip. Gençlerin Avrupa Birliği’ne yönelik bu ilgisini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben gençlerimizin özellikle şunu bilmesini istiyorum… AB süreci Türkiye’de yaşayan her bir vatandaşımız için çok önemli…

Ama AB süreci herkesten daha çok gençlerimiz için önemli.

AB sürecinin sağladığı fırsatlar ile bugün gençlerimiz yurtdışı değişim programlarına katılım sağlıyorlar, AB üyesi ülkelerdeki üniversitelerde kolaylıkla yüksek lisans veya doktora yapabiliyorlar, yürütülen binlerce proje ile AB üyesi ülkelere gidip oradaki gençlerle buluşabiliyorlar.

Avrupa Birliğinin Gençler için oluşturduğu Hayatboyu Öğrenme ve Gençlik adı altında özel bir program bulunuyor.

Türkiye, Hayatboyu Öğrenme Programından faydalanan 31 ülke arasında ülkelere tahsis edilmiş bütçe kullanımı bakımından 7.sırada ve Gençlik Programında da 4.sırada yer alıyor.

Söz konusu programlar ile finanse edilen projelerde 170 binden fazla vatandaşımız yer almış. Bu projeler için yaklaşık 300 Milyon Avro hibe kaynağı kullanılmış.  

Bu bakımdan, AB sürecinde en önemli gücümüz genç ve dinamik nüfusumuz.

Yaşlanan Avrupa’nın eğitimli, dinamik ve Türk kültürünün zengin değerleriyle yoğrulmuş gençlere ihtiyacı olduğunu özellikle bilmenizi isterim…

Esasen AB içerisinde Türkiye’ye karşı mevcut önyargıları kırmak için de en çok gençlerimize güveniyor, onların AB ülkelerindeki akranlarıyla kurdukları diyalogların bu önyargıları kıracağına bütün samimiyetimizle inanıyoruz.

Ben, genç kardeşlerimin, genç arkadaşlarımın şu anda önlerinde çok engin bir ufkun ve vizyonun olduğuna inanıyorum.
Bizim tek gayemiz geçmişte olduğu gibi gençlerimizin ideolojik kavgaların içerisinde kaybolmaması, gençlerin birbirine kırdırılmaması.  

Bu ülke yakın tarihinde çok büyük kayıplar verdi. Ülkenin aydınları, yazarları kaybedildi. Ülkenin gençleri kaybedildi. Ülkenin enerjisi, kaynakları, heyecanı heba edildi. Genç nesil birilerinin provokasyonlarına karanlık senaryolarına feda edildi. Gençler, ellerine silah verilerek, hedef gösterilerek, kendi hayatlarına ve başkalarının hayatlarına kastettiler.

Gençlerin demokratik zeminde kalmalarına, okumalarına, kendilerini geliştirmelerine; çatışmanın, vurup kırmanın, öfkenin, nefretin tarafı değil, barışın, uzlaşmanın, fikirler üzerinden konuşmanın tarafı olmasına müsaade edilmedi. Gençler idam sehpalarında, hapishanelerde, işkence hanelerde bitirildi, tüketildi.

Artık bütün bu dönemler sona erdi.

Gençler sadece geleceğimiz değil, bugünümüzü de yönlendiren konuma geldi.

Dün birileri gençlerimizin eline satır ve döner bıçakları veriyordu, biz bugün her öğrencimize tablet bilgisayar veriyoruz, vereceğiz.

Dün en büyük bütçe Milli Savunma Bakanlığı’na ayrılıyordu, bugün en büyük bütçeyi Milli Eğitime ayırıyoruz.

İşte bütün bunlar aslında AB sürecinin de bir parçası olarak gerçekleşen, Hükümetimizin kararlı reformlarının neticesi olarak hayalden gerçeğe dönüşen gelişmelerdir.

Bunun için gençlerimizden çok daha aktif bir destek bekliyoruz.
 
Geçtiğimiz günlerde Avrupa Komisyonu Türkiye'de Schengen vizesi başvurularında gerekli olan belgeler listesinin iyileştirmesine yönelik bir karar aldı. Yeni alınan iyileştirme kararının vize başvuru sürecini kolaylaştıracağını düşünüyor musunuz? Önümüzdeki dönemde Komisyon tarafından daha kapsamlı bir iyileştirme/ uygulama kararı sözkonusu mudur? Bu konuda Bakanlığınız tarafından yeni girişimler planlanıyor mu?

Hükümetimiz, vatandaşlarımıza uygulanan Schengen vizesinin haksız, mantıksız ve hukuksuz bir uygulama olduğunu her platformda AB tarafına ifade etmekte ve bu yönde güçlü bir çaba ve irade sergilemektedir.

AB’ye aday ülkeler arasında Schengen vizesi uygulanan tek ülke Türkiye’dir ve bunun kabul edilebilir yanı yoktur.
Bu konuda Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla gösterdiğimiz yoğun ve kararlı gayretler, Eylül ayı sonundan itibaren bazı olumlu gelişmelerin önünü açmıştır.

Avrupa Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu üyesi Cecilia Malmström’le 28 Eylül 2011 tarihinde Strazburg’da yaptığım görüşmede ve ardından Avrupa Parlamentosunda katıldığımız oturumda ilk defa vatandaşlarımızın vize çilesini hafifletmeye ve sonlandırmaya yönelik tünelin ucunda ışık belirmiştir.

İkili görüşmemizde mutabık kaldığımız üzere, Komiser Malmström ilk kez Türk vatandaşlarına yönelik “vizelerin tamamen kaldırılması için bir yol haritası” hazırlayacaklarını Avrupa Parlamentosu’ndaki toplantıda duyurmuştur.

Bu yol haritasının hazırlanıp devreye girmesine kadar olan sürede ise, Türk vatandaşının Schengen vizesi alırken çektiği sıkıntıyı hafifletmeye yönelik adımlar atılması için tedbirler alınacağını açıklamıştır.

Bu bağlamda, Türk ve AB uzmanları teknik konuları görüşmek üzere bir araya gelecektir. Komiser Malmström, işbirliği konusunda güçlü bir iradeye sahip olduğunu ve tüm vatandaşlarımıza yönelik Schengen vizesinin kaldırılması sonucunu doğuracak “Vize Muafiyeti Yol Haritası” konusunda Konsey’e öneri getireceklerini ifade etmiştir.

Böylece  Türk vatandaşlarına yönelik vize ayıbının ortadan kaldırılması için süreç başlamıştır.

Nitekim, Avrupa Komisyonu 13 Ekim 2011 tarihinde Türkiye'de Schengen vizesi başvurularında istenilen belgelerin uyumlaştırması yönünde bir karar almıştır.

Böylece, gerçekleştirilmesi taahhüt edilen ve açıklanan konulardan “vize için istenen belgelerin yeknesaklaştırılması” hususu yerine gelmiştir.

Bu konuda  öncelikle harekete geçmesi gereken AB tarafıdır ve yoğun çabalarımız ve kararlı tutumumuz sayesinde bunu kendileri de anlamışlardır.
 

www.ab-ilan.com

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile